Sponsor Reklam
Ana Sayfa » » ‘Şiddet ve taciz’ haberleri nasıl verilmeli?

‘Şiddet ve taciz’ haberleri nasıl verilmeli?

Yazar By: Genelsite 5 Mart 2011 Cumartesi | 17:26:00

Sponsor Reklam
Uzmanlara göre, kadına yönelik şiddeti reyting malzemesi olarak kullanmak, tecavüzü pornografik olarak sunmak, mizah ve komedi malzemesi yapmak da bu tecavüze ortak olmak anlamına geliyor.

Kadına yönelik şiddet ve cinsel şiddet haberleri yaygınlığı nedeniyle basında sık yer buluyor. Yazılı ve görsel medya günümüzün temel kitle iletişim aracı olarak bu haberleri yayınlarken okuyan ve izleyen insanlar üzerine oluşturdukları etkiler açısından büyük sorumluluk sahibi.

Radyo, televizyon, filmler, yazılı basın ve internet insanların algılarını, düşüncelerini ve davranışlarını cinsiyet rolleri ile ilgili olduğu gibi şiddet konusunda da etkiliyor. Medyada şiddetin ve cinsel şiddetin sürekli yayınlanması özellikle gençlerin antisosyal davranış özelliklerini normal olarak kabul etmelerine yol açıyor.

Bu neden ve sorunlardan yola çıkan Türkiye Psikiyatri Derneği, birçok farklı alandan katılımcılarla basın mensuplarına yönelik bir atölye çalışması gerçekleştirdi.

 

 

PROF. ALANKUŞ: HABERLERİ EN VAHŞİ HALİYLE VERMEK İYİ HABERCİLİK DEĞİL
Derneğin İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen etkinlikte söz alan İzmir Ekonomi Üniversitesi dekanı Prof. Dr. Sevda Alankuş, "İyi habercilik her zaman her doğruyu yazmak değildir. Vahşet haberlerini en vahşi haliyle vermek iyi habercilik değildir" diyerek, bir kadın öldürüldüğünde bunun haber olduğunu, ancak basının daha sonra bu davayı takip etmediğini söyledi. Alankuş, iletişim fakültelerinde öğretilen güncellik, tazelik, olağandışılık, çatışma, yakınlık gibi haber değeri taşıdığı iddia edilen unsurların kadına hak ihlalleri yarattığını savundu. Alankuş şöyle devam etti:

“Haber dili içinde gündelik yaşamın cinsiyetçi/seksist dilinin yeniden üretilmesi konusunda yapılması gerekenler hem daha zor hem daha kolay. Kolay çünkü gazetecilik pratikleri içinde çoğunlukla kolaycılığa kapılarak kullanılan klişe anlatıların, kadını yok sayan sözcüklerin ortadan kaldırılmasıyla işe girişilebilir. Zor çünkü kadını ötekileştiren, bütün ötekileri de kadın gibi gören zihniyet yapısı içinde temellenen dil/söylem ile zihniyet kurgusunun yerinde edilmesi gerekiyor. Bu da kullanılan sözcüklerin değiştirilmesinin ötesinde, zihniyet yapısının değiştirilmesiyle ilgili bir sorun alanı oluşturuyor. Bütün ötekiler bakışımızı belirleyen kadına bakışın, etik ve politik bir sorumlulukla yerinden edilmesini gerektiriyor” dedi.

ESAM BAŞKANI KOCABIYIK: ŞİDDET MAĞDURLARI TEŞHİR EDİLİYOR
Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği (ESAM) Başkanı Ziyneti Kocabıyık, kadının medyada çoğunlukla şiddet ve taciz haberleriyle öne çıkarıldığını, şiddete maruz kalan kadınların ise teşhir edildiğini söyledi.

Kocabıyık, ”Medyada Aile İçi Şiddet Araştırması’nın ilk aşaması olan, "Gazete Haberlerinde Aile İçi Şiddet" çalışmasının sonuçları, Türkiye’de medyanın aile içi şiddet olaylarını nasıl haberleştirdiğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, medya şiddeti, toplumsal bir sorun değil adli bir vaka olarak görüyor, haberlerin yüzde 87’sinde saldırganın değil, kurbanın fotoğraflarına yer verilerek kurbana ikinci bir darbe daha vuruluyor. Bu tür haberlerin yüzde 8’inde görsel malzeme kullanılıyor ve haber başına birden fazla fotoğraf karesine yer veriliyor. Aile içi şiddet haberlerinde olay anı ya da olay yeri fotoğrafından çok, saldırgan ya da mağdurun eski dönemlerine ait fotoğraflar kullanılıyor. Şiddete uğrayan kadınların fotoğraflarına saldırganların görüntülerinden yüzde 16 oranında daha fazla yer veriliyor. Fotoğrafların yüzde 87’sinde şiddete uğrayan kadınlar teşhir ediliyor. MTM’nin 2009 yılını kapsayan “Medyada Kadın” başlıklı rapora göre ise, kadının basında en fazla yer aldığı konu “şiddet ve taciz” haberleri. Kadın, gazete ve dergilerde yayınlanan haberlerin yüzde 40’ında şiddet, taciz, tecavüz, cinayet gibi 3. sayfa haberleriyle yer alıyor” diye konuştu.

PROF. YÜKSEL: ‘KAPALI GİYİNİRSEN CİNSEL ŞİDDETE UĞRAMAZSIN' DİYE BİR ŞEY YOK
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü öğretim üyesi ve Türkiye Psikiyatri Derneği Kadın ve Ruh Sağlığı BÇB Üyesi Prof. Dr. Şahika Yüksel, cinsel saldırganı meslek rolleri veya etnik grup veya sınıf olarak kategorileştirmeyen, istismar haberi yaparken ‘kadını istismar etmeyen bir medya istiyoruz’ diye konuştu. Cinsel saldırılarla ilgili mitlerden de söz eden Yüksel şöyle devam etti:

"Cinsel saldırılar düşünüldüğünün aksine en çok yakın çevrede ve evde yaşanıyor. Cinsel saldırıya uğrayanların çoğu genç kadınlar ile tanıklık edemeyecek durumdaki bedensel veya zihinsel engeli olanlardır. 'Kapalı giyinirsen cinsel şiddete uğramazsın veya açık giyinirsen uğrarsın' diye bir şey yok. Cinsel şiddeti ifade eden kavramlar değer yüklüdür. Bu kavramlar saldırganla özdeşleşmeye ve gözlemcinin şiddete yüklediği değerlerle bağlıdır. Cinsel saldırıları besleyen erkek egemen kültür anlayışıdır. Cinsel saldırılar en sık yakınlar tarafından ve evde yaşanmaktadır. Saldırgan mağdurun eşi, babası, amiri gibi daha kuvvetli konumda olan bir kişidir. Mağdurların yaşadıkları haksızlıkların hesabını sorması çok sancılıdır. Sıklıkla saldırganlar, konumlarından aldıkları kuvvetle korunur” diye konuştu.

AV. KERESTECİOĞLU: MEDYADA FİKRİ TAKİP EKSİK
Avukat Filiz Kerestecioğlu ise iç hukukta yer alan çocuk ve kadınların korunmasına ilişkin genelgede medyaya yüklenen sorumluluklar olduğunu ancak yasaların ne medya ne de devlet tarafından gerektiği gibi yerine getirildiğini söyledi.

Kerestecioğlu; "Eleştirel ve sorgulayan bir habercilik yapılmalı. Medyada hesap sormak ve sorgulamak çok azaldı, fikri takip yapılmıyor. Mesela kadın tecavüze uğradığında haber oluyor ama sonrasında medya ne olduğunun takibini yapmıyor. Oysaki o travma bitmiyor. Basın da bazen sınırlarını zorlamalı" dedi.

 

0 yorum :

Yorum Gönder

Sponsor Reklam

Genelsite.org Bizi Takip Edin